YARDIMCI ECZACILIK MEVCUT UYGULAMA İLE ECZACILARIMIZDA TRAVMA YARATMAKTADIR

0

Elazığ Eczacı Odası Başkanı Ecz. Mehmet Ulaş Güler, yardımcı eczacılık konusunun eczacının istihdam sorununa çözüm olmadığını belirterek, “yardımcı eczacılık herhangi bir sorunun çıkış yolu olmadığı gibi mevcut uygulaması ile de hem görev yapan meslektaşlarımız hem de yardımcı eczacı istihdam eden meslektaşlarımız için ciddi bir travma yaratmaktadır.” dedi. Başkan Güler, tüm sorularımızı tamamen şeffaflıkla yanıtlayarak,  görüşlerini paylaştı.

*Sayın Güler, bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Mesleki geçmişiniz ve sosyal faaliyetleriniz nelerdir?

Merhabalar, öncelikle tüm Eczacı dergisi okuyucularını saygı ile selamlıyorum. Yaşadığımız salgın döneminin biran önce sona ermesini, sağlıklı bir şekilde hayatımızı devam ettirebilmeyi diliyorum.

1972 yılında Elazığ’da dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Elazığ’da tamamladıktan sonara İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde eczacılık eğitimimi tamamladım. 2000 yılından bu yana Elazığ İl merkezinde serbest eczacı olarak çalışmaktayım. 2003 yılından itibaren, 23. Bölge Elazığ Eczacı Odası’nın çeşitli kademelerinde görev aldım. 2015 yılından bu yana da 23. Bölge Elazığ Eczacı Odası Başkanlığı görevini yürütmekteyim.

Eczacı odası yöneticiliği ve bir serbest eczanedeki görev ve sorumluluklar çokta fazla sosyal hayata zaman bırakmıyor. Yaratabildiğimiz zaman ölçüsünde sosyal sorumluluk projeleri, spor ve edebiyatla ilgilenmeye çalışıyorum.

*23. Bölge Elazığ Eczacı Odası’nın pandemi ve sonrasında, meslektaşlarınızın yaşadığı sıkıntıları nelerdir? Oda olarak bu sorunların giderilmesi için ne gibi çalışmalarda bulundunuz?

Sizlerin de bildiği gibi 24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ ili yıkıcı bir deprem felaketine maruz kaldı. Pandemi süreci de hemen bunun akabinde gerçekleşti ve bizler her iki afeti bir arada yaşamak şansızlığına uğradık. Maalesef bu bizler için yorucu ve yıpratıcı bir süreç oldu. Kentte hasar gören binlerce binanın içinde doğal olarak eczanelerimiz de vardı. Bir yandan meslektaşlarımızın taşınma süreçlerini kolaylaştırma, ekonomik kayıplarından doğan sıkıntılarını gidermeye çalışma, diğer yandan bu süreçle paralel gelişen pandemide kesintisiz sağlık ve ilaç hizmetini sürdürmeye çalıştık.

Eczanelerde hizmet verilirken oluşturulacak mesafe ve hijyen şartlarına bir standart getirmeye, eczanelerde çalışırken korunmak için ihtiyaç duyulacak malzemeleri temin etmeye çalıştık, meslektaşlarımızın sıralı dağıtım gibi konularda eczacı odasına gelmemeleri için işlemlerin online yürütülmesini sağladık, çalışma saatlerini yeni düzenlemeler getirerek eczane çalışanlarının manevi olarak rahatlamasını sağladık.

Belediyelerimizle görüşerek eczanelerin dezenfeksiyonunu (her ne kadar sonradan çok anlamlı bir iş olmadığı ortaya çıksada) gerçekleştirdik. Gerek deprem gerek pandemi etkisiyle ekonomik sıkıntılar yaşayan meslektaşlarımız için ilaç dağıtım kanallarıyla görüşerek kolaylıklar sağladık. Şunu da samimiyetle söylemeliyim ki, biz eczacılar bu zor süreçte tüm zorluklara karşı büyük bir fedakarlıkla kesintisiz ilaç ve sağlık hizmeti sağladık.

*Elazığ Eczacı Odası olarak katıldığınız sosyal sorumluluk projeleri faaliyetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Özellikle deprem sürecinde o kadar çok ihtiyaca cevap vermeye çalışıp sosyal sorumluluk üstlendik ki, burada tek tek sıralamanın çokta doğru olmayacağını düşündüğümden bu soruyu atlayabiliriz.

*Serbest Eczacı’nın mesleki geleceği açısından, eczanelerin klinik eczane olma konusundaki görüşlerinizi ve bu konuda ki TEB’in Rehber Eczanem pilot çalışmaları hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Rehber eczanem, Türk Eczacıları Birliği, Bölge Eczacı Odaları, Eğitmen eczacı görevi üstlenen meslektaşlarımızı sahiplenip yoğun emek harcadığı ve aslında doğru kurgulanmış bir proje ancak yeterli fiziki imkanların olmaması ve projenin amacının ve elde edilecek sonuçların somutlaştırılamaması nedeniyle istenen başarı sağlanamamıştır.

Şöyle ki, ülkemizde eczane teknikerliği yüksekokullarının yeni açılması eczanelerimizde çoğunlukla sağlık üstüne akademik eğitim almamış arkadaşlarla çalışmak zorunluluğu, bu projedeki iş yükünü eczacıların üzerine yüklemiş, hali hazırda yeterince görev ve sorumluluğu olan ve üstüne SGK, Sağlık Müdürlüğü, Maliye vs. kaynaklı bürokratik sorunlarla uğraşan, meslektaşlarımızın bir de bu görevi yürütmekte zorlanmaları kaçınılmaz olmuştur.

Ayrıca ülke genelinde yürütülen sağlık hizmetlerinin geneli içinde kamu tarafından eczacıya böyle bir görev tanımı yapılmamış olması, sizin böyle bir hizmeti verseniz dahi yaptığınız iş ve elde ettiğiniz sonuçların değerlendirilmesi noktasında herhangi bir sonuca ulaşamayacağı düşüncesi, ister istemez motivasyon eksikliğine sebep olmuştur. Aynı zamanda kamu tarafından ayrılan maddi bir kaynağın olmayışı da benzer bir sonuç doğurmuştur.

Klinik eczane olmak, ilaç danışmanlığı yanında genel sağlık hizmetine yönelik danışmanlık görevlerini yerine getirmek, ancak bir eczanede birden fazla eczacının görev alması, kanun koyucu ve yürütücü otoritenin halk sağlığı alanında eczacılara kanun ve yönetmeliklerle görev tanımlaması ile mümkün olabilir

* Elazığ Bölgesine özel sorunlarınız nelerdir. TEB’den gereken desteği görüyor musunuz?

İklim ve coğrafi koşullardan kaynaklı ufak tefek farklılıkları saymazsak eczacılık ülkenin tamamında aynı şartlarda yürütülen bir hizmet. Bu nedenle bölgemize özel sorunların olduğunu düşünmüyorum.

Ancak şunu ifade etmem gerekir ki 24 Ocak depreminin ilk gününden itibaren Türk Eczacıları Birliği, Başkanından çalışanlarına bir bütün olarak yanımızda oldu, aynı şekilde tüm bölge eczacı odalarımız ve ülkenin tamamındaki meslektaşlarımız her türlü desteği gönülden sundu. Bu vesile ile hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

*Nüfusa göre yeterli sayıda bulunan eczanelerin yanı sıra, 50’nin üzerindeki eczacılık fakültesi mezun olan eczacılar hakkında ne düşünüyorsunuz? Yardımcı Eczacılık bir çıkış yolu mudur?

Eczacılık fakülteleri üniversite sınavında ilk yüzbinlik dilime giren öğrenciler tarafından tercih edilebiliyor. Bu önemli ve üstüne titrenilmesi gereken bir kriter. Buna ilaveten eczacılık eğitimi veren tüm fakültelerde benzer fiziksel şartların, yeterli laboratuvar koşullarının ve yeterli sayıda eczacı öğretim üyesi bulunması, tüm fakültelerde aynı nitelikte öğrencilerin yetişmesi sağlanmalıdır. Bu kriterler sağlandığı takdirde eczacılık fakültelerinin kontenjanlarının sınırlandırılması ile fakülte sayısının azaltılması talebimizin çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta eğitim anayasal bir hak ve yukarıdaki kriterler ışığında isteyen herkes eczacılık eğitimi alabilir.

Aslında bizim sıkıntımız, şu anda mesleğin en önemli sorunu olan istihdam ve eczane ekonomilerindeki bozulma konuları ile fakülte kontenjanlarını bir arada düşünmemizden kaynaklanıyor. Bunlar birbiri ile ilişkili olsa dahi aynı sorunun birer parçası değil.

Yukarıda belirttiğim kriterleri ve hatta “belki” Amerika Birleşik Devletlerindeki Hukuk fakültelerini bitirenlerin geldikleri Baro sınavı benzeri bir uygulamayı talep etmek yerine (aslında bu şartlar yerine gelirse bırakın elliyi otuz fakülte kalacağı şüpheli), fakülte kontenjanları ve sayılarının sınırlandırılması talebi ile konunun muhataplarına (Yüksek Öğretim Kurumu, Üniversite Rektörlükleri, Sağlık ve Milli Eğitim bürokrasisi) gidildiği için herhangi bir olumlu dönüş alınamadığı gibi talebimizde açık bir şekilde garipsenmektedir.

Yardımcı eczacılık bir çıkış yolu mu diye sordunuz. Neyden çıkış yolu olacak ki, yardımcı eczacılık mesleki eğitimin bir parçası olarak planlandı. İstihdam sorununun çözümü için değil, makul düşünürsek 35-40 yıl mesleğini icra etmesi gereken bir insana bir yıl yardımcı eczacılık yaptırarak istihdam sorununu çözmeyi düşünmekte çok doğru bir bakış değil.

Bakın şu ana kadar Türk Eczacıları Birliği tarafından 4029 yardımcı eczacı yerleştirilmesi yapılmış hali hazırda 1758 yardımcı eczacı görevine devam etmekte ve yardımcı eczacılığını tamamlayan 2271 meslektaşımızın çok az bir bölümü 2. eczacı olarak çalışmayı sürdürmekte. Yani yardımcı eczacılık herhangi bir sorunun çıkış yolu olmadığı gibi mevcut uygulaması ile de hem görev yapan meslektaşlarımız hem de yardımcı eczacı istihdam eden meslektaşlarımız için ciddi bir travma yaratmaktadır.

İstihdam sorununun çözümünün bir eczanede birden fazla eczacının çalışması olduğu konusunda tüm eczacılık kamuoyunun hemfikir olduğunu sanıyorum.

Nüfusu bizimle aynı olması açısından Almanya güzel bir örnek, 65.000 eczacı bulunan ülkede 20.000’den az eczane ve bu eczanelerde çalışan 51.000 eczacı mevcut. Aslında 2012 yılında 6197 sayılı kanunda değişiklik yapılarak, eczane açmada nüfus kriterleri getirilirken, bizim ülkemizde de benzer bir durumun oluşacağı umut edilmişti. Ancak toplumsal dinamikler ve sosyal yapıdan kaynaklı mı, yoksa ekonomik şartların bir sonucu mu bilmiyorum ama bizde eczacılar arasında işçi-işveren ilişkisi yürümedi. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türk Eczacıları Birliğinin bir numaralı görevi, birden fazla eczacının aynı eczanede çalışmasına imkan verecek hukuki ve ekonomik düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır.

Bu gerçekleştiği takdirde eczanelerin genel sağlık sistemi içindeki rolünü de yeniden tanımlayıp, yeni bir eczane modeline geçilmesini mümkün olacaktır.

İstihdam sorununa paralel bir diğer önemli sorun da yaklaşık on yıldır kötüye giden eczane ekonomileri ki, aslında herhangi bir önlem alınmadığı için bu da beklenen bir durum. Çünkü 2008 yılında 10.436 $ olan kişi başı milli gelir 2020 yılında 8.599 $ olmuş ve bu genel fakirleşmeden doğal olarak eczacılarda etkilenmişlerdir. Bu sorunun çözümü de mevcut sistemle mümkün görünmemektedir. Zira temel gelir kapımız olan SGK 2020 yılında 67,5 milyar TL açık vermiştir. Bu açık muhtemelen bu yıl artacak olup, azalan vergi gelirleri nedeni ile finansmanı daha da zorlaşacaktır. Yani SGK’dan gelirlerimizi arttırmak bir yana, muhtemelen SGK harcamalarında kısıntılar bile olabilecektir.

Bu sebepten yukarıda da kısmen bahsettiğimiz gibi eczacıların sağlık alanındaki rollerini yeniden tanımlayarak, sağlık alanını doğru belirleyip, diğer akademik (Tıp, Hukuk, Diş Hekimliği, Mali Müşavirlik vs.) meslekler gibi aldığımız eğitim ve edindiğimiz mesleki yetkinlik ışığında, ilaç satarak kâr etmek yerine, hizmet üreterek gelirlerimizi arttırmak yöntemlerini geliştirmek zorundayız. Doğal olarak bu yeni bir eczacılık modeli tanımlamak anlamına gelecek olup, eninde sonunda önümüze çıkacak olan bu duruma şimdiden ön alarak çözüm üretmemiz gerekmektedir.

*Covid – 19 için geliştirilen aşının güvenirliliği, yan etkileri nelerdir? Virüsün mutasyona uğramasının sonuçları hakkında ne düşünüyorsunuz? Aşı gereken korumayı sağlayabilecek mi?

Bu soruyu cevaplamak özel bir uzmanlık gerektirdiğinden mevcut bilgilerimle cevap vermem hadsizlik olur diye düşünüyorum.

* Mesleğin tepe örgütünden beklentileriniz nelerdir?

Bu soruya ilişkin aklıma gelen birkaç şeyi kısa kısa sıralayayım;

Mesleğin tepe örgütünden en önemli beklentimiz reaktif değil proaktif bir tutum içinde olmasıdır.

Türk Eczacıları Birliği, serbest eczane işleten üyelerinin üstüne inşa edilmiş ve bunların sorunlarının çözümüne odaklanmış, bir yapıdan her geçen gün sayıları artan yardımcı eczacı, 2. eczacı, kamuda görevli eczacı üyelerine de odaklı bir yapıya evrilmelidir.

Genel olarak eczanelerin makro sorunlarına odaklanmış olmakla birlikte eczacıların günlük mikro sorunlarıyla da ilgilenecek bir profesyonel yapı oluşturulmalıdır. Örnek verecek olursak sosyal medya platformlarında gönüllü meslektaşlarımız ciddi bir fedakarlık yaparak SGK ve SUT sorunlarının çözümü için gayret göstermektedirler.

Eczacı – Hukukçu meslektaşlarımız hukuki danışmanlık hizmeti vermeye çalışmaktadırlar. TEB’in de bu konularda söyleyecek bir şeyleri olmalıdır.

Neredeyse hiçbir işlevi kalmamış ve tek fonksiyonu bankaların verdikleri krediye aracılık etmek haline gelmiş Yardımlaşma Sandığı’nın işlevsel hale getirilmesi gerekmektedir. Hali hazırda yönetimi TEB Merkez Heyetinin uhdesinde olan,Türk Eczacıları Vakfı’na ait İktisadi teşekküllerin yönetiminin, zaten görev ve sorumlulukları çok fazla olan merkez heyeti üyelerinin sırtında yük olmaktan çıkarılmalı ve profesyonel bir yapıya kavuşturulmalıdır. Hatta bu şirketlerin sahipliğinin tek başına vakıf olması durumunu değiştirecek ve eczacıların bu şirketlere doğrudan ortak yapabilecek hukuksal altyapının araştırılması ve gerekli düzenlemeler için kamu otoritesine başvurulması doğru olacaktır.

Bu sayede şirketlerin de üretim ve ciro konularında da pozitif etkileneceği yeni sahiplik yapısının oluşturulması mevcut konjonktürde ciddi avantajlar sağlayacaktır. Tabii bütün bunları söylerken şunu da asla unutmamak gerekir ki, TEB kanunla kurulmuş, kamu otoritesi ve üyelerine karşı görev ve sorumlulukları olan, bir meslek örgütüdür. Dernek, vakıf veya sendika değildir. Bu yüzden davranış ve refleksleri de buna uygun olmak zorundadır. Beklentilerimizde bu durumu göz önüne almak gereklidir.

Eczacı Dergisi’ne bana bu imkanı verdiği meslektaşlarımla görüşlerimi paylaşmama vesile olduğu için çok teşekkür ederim.