GEMMOTERAPİ

0

İnsanoğlunun, çevresindeki tabiatı tanımaya başladığından beri, bitkileri sağlığı için kullandığını biliyoruz. İlk yazılı kaynak olan Sümer tabletlerinde (takriben 5.000 yıl önce) ve daha sonraki kaynaklarda, geleneksel tıp sistemlerinde, bitkiler ilaçların ana hammaddesi olmaya devam etmiştir. Bir ara gözden düşmüşlerse de seksenli yıllardan sonra tabiata dönüş akımının da etkisiyle tekrar yaygın bir şekilde kullanılmaya başlamıştır. Kullanım artımı, bitkilerle tedavi için “fitoterapi” teriminin de yerleşmesini sağlamıştır. Bu arada daha önce fitoterapi uygulamalarında farklı isimler verilmiş olan aromaterapi, Bach çiçekleri gibi yöntemler de bilhassa Avrupa ülkelerinde gelişmeye devam etmiştir. Eczacılarımız bu yöntemlerden biri olan aromaterapi ile, ilk defa bizim yani Türk Fitoterapi Derneği’nin eğitim programları ile tanışmıştı. Hâttâ eğitim verdiğimiz meslekdaşlarımıza yaptığım bilimsel konuşmaları “Aromaterapi Eczacıya Yakışır” sloganı ile bitirirdim. Aromaterapi şimdi eczacılarımızın, hekimlerimizin uyguladıkları bir fitoterapi dalı haline geldi. Ama maalesef herkes, bilen bilmeyen aromaterapist oldu! Uçucu yağlarla tedaviyi aromaterapi ile karıştıranlar, kalitesiz yağları satanlar…. Sağlık Bakanlığı’nın aromaterapi ile ilgili mevzuatı bir türlü çıkaramamasından dolayı, durum daha da kötüye gidiyor. İnş.. düzelir. Bu yazımda, Ülkemizde pek duyulmamış, değişik bir fitoterapi dalı hakkında kısa bazı bilgiler vereceğim:

GEMMOTERAPİ . İnş.. sonu aromaterapiye benzemez !

Gemmoterapi nedir?

Genellikle, ağaç ve çalıların embriyolojik dokularının (çiçek tomurcuğu , yaprak sürgünleri bazen de kökçükler) kullanıldığı, doku yenilenmesini kolaylaştıran, organ fonksiyonlarını artıran ve onları salgı yapmaya yönlendirerek toksinlerin eliminasyonunu teşvik eden bir fitoterapi dalı olarak tanımlanmaktadır. Fitoterapinin diğer dallarından homeopati prensiplerinden etkilenmiş olması ile ayrılır. Gemmoterapide, homeopatinin ana prensipleri kabul edilmiştir.

Bunlar kısaca:

1. Önce, zarar verme.

2. Vücut kendini düzeltme kabiliyetine sahiptir.

3. Fizyoloji patolojiyi yener. Patolojiyi iyileştirmenin temeli, bozulan fizyolojiyi onarmakla olur.

4. Sağlığın, beslenme, eliminasyon, fizyolojik denge gibi hususları da tedavide eşit oranlarda göz önüne alınmalıdır.

Tarihçe

Sistemin kurucusu Belçikalı homeopat Dr. Pol Henry. P.Henry (1918-1988), Brüksel’de doğmuş, II. Dünya Harbi sırasında Brüksel’de tıp okumuş, hekim olduktan sonra homeopatiye ilgi duymuş ama bu bilgiler kafa yapısına (kendi ifadesi) uygun olmadığı için hemen fitoterapiye dönmüş. Önce Betula pubescens (huş) tomurcukları ile çalışmış.

Bu tomurcukların karaciğer makrofajlarını aktive edebileceğini, Kupffer hücrelerinin drenajına müsaade ettiğini fark etmiş. Kupffer hücreleri karaciğer makrofajları, karaciğerin sinüs çeperlerinde ömrünü tamamlamış alyuvarları parçalayan hücreler. 1966-70 yılları arasında yaptığı araştırmalar sonucu olan klinik çalışmalarının bulgularını 1970’de kitap halinde yayınlamış ve bu yeni tedavi sistemini “Phytoembriothérapie” olarak isimlendirmiştir.

Bu yeni tedavi, Fransız homeopat Dr. Max Tetau tarafından geliştirilmiş ve “gemmotherapy” olarak tekrar isimlendirilmiş. Bu isim uluslararası kabul görmüş ve halen daha yaygın olarak kullanılmakta. Gemmotherapy, Latince “Gemmae”, “tomurcuk, genç sürgün” (çiçek veya yaprak) kelimesinden türemiştir. Yani tomurcuk veya genç sürgün ile tedavi demektir. Hatırlarsanız “Gemmae populi” (Karakavak tomurcuğu) eski bir drog olarak anlatılırdı.

Tetau (1987), Greaves (2002), Sirois (2009) gibi diğer Belçikalı ve Fransız hekimler bu yeni tedavi dalının daha ileri araştırmalarla ile gelişmesini sağlamışlardır. Gemmoterapi, Fransa, Belçika, İtalya, Almanya ve Bazı Doğu Avrupa ülkelerinde çok popülerdir. Ülkemizde pek bilinmemektedir.

Etkisi mi? Felsefesi mi?

Gemmoterapinin etkisi veya daha doğru deyişle felsefesi aşağıdaki ana başlıklarla açıklanmaktadır. Felsefesi kelimesini özellikle kullandım. Çünkü, çoğu etkiyi açıklayan bilimsel deliller, yani klinik çalışmalar, henüz yok denecek kadar az. Bilgilerin çoğu, gemmoterapi uygulaması yapan hekimlerin kitaplarından alınmış. Beş kadar ana kitap var, hekimler tecrübelerini bu kitaplara aktarmışlar. Gelelim gemmoterapinin felsefesine : Her bitki bir biyolojik dengeye sahiptir. Bu dengede insanın biyolojik sistemi ve hastalıkları ile bazı benzerlikleri vardır. Embriyonik bitki dokuları insan sağlığını sağlayan fizyolojik mekanizmaya saldırı sonucu oluşan enflamasyona karşı yardımcı olur.  Bu amacı aşağıdaki şekillerde sağlar.

Sistemin detoksifikasyonunu kolaylaştırmak,

Doku yenilenmesini ve büyüme gelişmesini etkili maddeler (gibberilin ve auksinler) yoluyla desteklemek,

Vücutta toksin varsa vücudun biyolojik dengesi ve dolayısıyla bağışıklık sisteminin fonksiyonları bozulur. Vücuttaki hayat olayları veya fizyolojinin bozulması sonucu ortaya çıkan maddeler de toksin sayılmaktadır. Toksinlerin eliminasyonunu salgı organlarını, biyokimyasal ilaçlar gibi, yönlendirerek teşvik etmek. Vücuttaki toksinlerin, değişik organ ve salgı bezlerinin salgısını harekete geçirerek, kan ve lenf gibi sıvılar yoluyla atılmasını sağlamak. Bu, hakiki bir boşaltım (drenaj) değildir. Organ seviyesinde bir boşaltım olarak kabul edilir.

Organ, deri dokusu ve hücrelerinin kan ve lenf aktivitelerini ve antioksidanları harekete geçirerek vücutta dağılmasını sağlamak,

Ölen hücreleri yenilemek, hücrelere oksijen sağlamak, elektrolitleri dengelemek ve vücudun elektrik potansiyelini düzeltmek.

Neden tomurcuklar?

Çiçek tomurcukları , genç yaprak sürgünleri ve bazen kökçükler, ileride bitkinin bütün gelişmesini sağlayacak olan genetik bilginin bulunduğu dokulardan meydana gelmiştir. Dolayısıyla, bitkinin hayat olaylarının en üst seviyede olduğu veya yönlendirileceği devredeki maddeleri taşır. Bu embriyolojik dokular vitamin, oligo-elementler, mineraller, nükleik asitler, büyüme hormonları (gibberilin ve auksinler) bakımından zengindir. Bitki hormonları ve diğer maddelerin bir kısmı bitki geliştiği zaman kaybolur yani çoğu, ergin bitkide bulunmaz.

Hazırlanış

Bitkilerin taze, embriyonik dokuları (genç yaprak sürgünleri, çiçek tomurcuğu,…) büyüme siklusunun en yüksek miktarda ve en etkili olduğu bahar döneminde toplanır. Ekstraktların elde edilmesinde genellikle Fransız Farmakopesinin homeopatik preparatlar için verdiği yöntem kullanılır : 1k bitki:20k çözücü (Alkol-gliserin karışımı) ile 21 gün. Bu, bitkideki bütün etkili maddelerin ekstre edilmesini sağlayan bir yoldur. Üç hafta maserasyondan sonra süzülür , 1 : 10 oranında gliserin-alkol ve su karışımı ile potansiyalize edilir (Hanneman’ın homeopati kurallarına göre 1X).Bu 1D dilüsyonu olarak isimlendirilir. Sadece Viscum album  1CH (1+ 99 çözelti) dilüsyonunda hazırlanır.

Tavsiye edilen bir benzer bir yöntemde: Taze sürgünler parçalanır, 1:20 oranında (% 50 96o alkol, % 50 gliserin karışımı ile) masere edilir, süzülür, sıkılır, süzüntü 1:10 oranında (su % 16, alkol 96o % 34, gliserin % 50) ile seyreltilir. 1D elde edilir.

Gliserinin kolza, Hindistan cevizi, gibi bitkilerin yağlarından ,alkolün çavdar fermentasyonundan elde edilmesi uygun olur şeklinde bazı bilgiler de reçetelerde görülmektedir. Materyalin de organik olması gerekmektedir.

Ekstraksiyon, alkaloit, heterozit gibi düşük miktarlarda etkili madde taşıyanlarda alkolle; uçucu yağ, flavonoit ,fenolik madde taşıyanlar ise gliserinle yapılır. Böylece, bütün etkili bileşiklerin ekstre edildiğinden emin olunur.

Maseratların önemli bir avantajı uzun süre dayanıklı olmalarıdır.

Kullanım ile ilgili önemli hususlar

Genellikle homeopat hekimin tavsiyesine göre kullanılır.

Genelleme yapmak gerekirse, yetişkinler için standart doz günde 50 damla üçe bölünerek, az miktar distile su ile yemeklerden önce alınmalı, Sıvı bir süre ağızda tutulmalı sonra yutulmalıdır.

Akut durumlarda ise 2-5 damla günde 3-7 defa alınır. Üç gün süre ile bu doza devam edilir. Eğer akut durum geçmezse farklı bir tomurcuk ekstresinin denenmesi gerekebilir.

Eğer hastalık akut durumda değilse günde 5-15 damla en çok 3 hafta süre ile belirtiler kayboluncaya kadar alınır. Eğer gerekli ise , 1 hafta ara verip,3 hafta aynı tedavi tekrarlanabilir . Eğer bu kadar uzun tedaviden de istenen sonuç alınmazsa tomurcuğu veya ilacı değiştirmek gerekir.

Müşterek etki için değişik gemmoterapi ürünleri beraberce alınabilir.

Gemmoterapi tek başına kullanıldığı gibi, diğer tedavilerin ve bilhassa naturapatinin daha etkili olmasına imkân sağlamak üzere başlangıç tedavisi olarak kullanılabilir.

Gemmoterapide kişilerin hastalıklara meyilleri , kişisel reaksiyonları da göz önüne alınır.

Araştırmalar

Modern yöntemlerle yapılan çalışmalar henüz az. Bir kaç örnek verelim:

Etki : Ihlamur yaprak tomurcuklarında farelerde yapılan invivo çalışmada sedatif etki tespit edildi. Gemmoterapi preparatı, barbitüratlarla beraber kullanıldığında, barbitüratların etkisini artırıyor.

Etki  : Biberiye genç sürgünleri kullanılarak farelerde yapılan araştırmada hepatoprotektif etki tespit edilmiş.

Etki : Frenk üzümü genç sürgünlerinin gliserin ekstresi kullanılarak yapılan invivo deneyde antienflamatuvar etki tespit edilmiş.

Etki : Kuşburnu genç sürgünlerinden elde edilen ekstraktların Shigella ,Klebsiella, Enterococcus, E. coli  gibi, pek çok ilaca direnen, mikroorganizmalara etkili olduğu bulunmuş.

Toksisite : Biberiye, frenk üzümü, vaksiniyum ,huş ve söğüt genç sürgünlerinden gemmoterapi kurallarına göre hazırlanan ekstrelerin farelerde herhangi bir zararlı etkisinin olup olmadığını tespit için yapılan araştırmada : Karaciğer histopatolojisi ve diğer değerler incelenmiş ,farelerde herhangi bir negatif etki, diğer değerlerde de değişme olmadığı tespit edilmiş.

Toplama zamanı  :Frenk üzümü genç sürgünlerinin kimyasal yapısını yarar açısından karşılaştırmak için yapılan bir çalışmada : Üç gelişme fazında numuneler alınıp kimyasal yapılar tayin edilmiş. En gelişmiş sürgünde lipofilik maddelerin en fazla olduğu, yaprak açılmaya başlarken miktarlarının düştüğü; diğer taraftan, açmaya başlayınca hidrofilik maddelerin arttığı ve sekonder metabolitlerin meydana gelmeye başladığı görülmüş. Bu yüzden, en iyi toplama zamanının sürgünler açmadan ve doku değişikliği başlamadan önce olmasının daha doğru olduğu sonucuna ulaşılmış.

Örnekler artırılabilir.

Tedavide hangi ağaç veya çalıların genç sürgünlerinin kullanıldığını sizlere nakledebilmek için tablo haline getirmeye çalıştım ama bir sayfaya yakın yer tuttu. Bu yazının amacı gemmoterapiyi kısaca tanıtmak olduğu için bazı örnekler vererek yazımı bitireceğim.

Hangi sistemlerde hangi bitkiler?

Solunum  – Köknar, kızılağaç, huş, gürgen, limon, fındık, kayın, frenk üzümü kuşburnu….

Endokrin  – Huş, kızılcık, ceviz, tatlı badem(kökçüğü), meşe, frenk üzümü, biberiye…

Sinir  – Huş, limon , incir, zeytin, tatlı badem genç sürgün ve kökçükleri ,Ihlamur……

Sindirim  – Huş, gürgen, limon, fındık, incir, ceviz, ardıç, tatlı badem genç sürgünü, asma…

Kardiyovasküler  – akça ağaç, at kestanesi, kızılağaç, gürgen, limon, fındık, alıç, zeytin, kara kavak, tatlı badem genç sürgün ve kökçüğü, leylak, ılgın…..

Üriner  – ardıç, tatlı badem genç sürgünleri, karaağaç, ökse otu….

Kas, iskelet  – Köknar, huş, erguvan, dişbudak, çam, kuşburnu, sekoya , ökse otu, asma…

Metabolik  – Dişbudak, zeytin, tatlı badem genç sürgün ve kökçüğü, karaağaç…

Bağışıklık  – Köknar, akça ağaç, kızılağaç, huş, gürgen, kayın, ceviz, çam, çınar, kuşburnu, biberiye…..

Cilt hastalıkları  – Toros sediri, ceviz, çınar, çavdar (tomurcuk halinde), karaağaç….

Yukarıda görüldüğü gibi aynı bitkiler değişik rahatsızlıklarda kullanılmaktadır. Karışım halinde veya beraberce kullanılarak değişik hastalıkların tedavi edildiği gemmoterapi kitaplarında belirtilmektedir.

Artık son cümle olarak “koronasız günler “ diye yazamıyorum. Yanlış tedbirlerin yanında ve insanlarımızın aşı olmama, maske takmama gibi umursamazlıkları da göz önüne alınca , “koronasız günler” epey uzakta . Yine de sağlık ve mutluluklar dileklerimle……