Biyoetik

0

Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı

Prof.Dr. Ali Demir SEZER yazdı:

Biyoteknoloji günümüzde birçok sektörde ön plana çıkan yeni endüstriyel uygulamaların başında gelmektedir. Özellikle ilaç biyoteknolojisi son 10 sene içinde ilaç üretiminin vazgeçilmez uygulama ve teknolojisi haline gelme yolunda ilerlemektedir. Birçok önemli hastalığın teşhis ve tedavisinde umut ışığı olabileceği gibi her geçen gün gelişen biyoteknolojik metotlar ve prosedürler ilaç biyoteknolojisi için önemli kilometre taşları olmaya devam etmektedir. Bununla beraber ilaç biyoteknolojisi üretiminde kullanılan materyaller ve canlı mikroorganizmalarla birlikte biyoetik kavramı da gündeme gelmiştir.

Biyoetik, etik kavramı içinde yer alıp, “Biyoetik” kelimesi sözlük anlamıyla “canlı etiği” anlamına gelmektedir. (Yunanca’da “bio” kelimesi “canlı” demektir). Bu bağlamda Biyoetik kavramı canlı bilimleri alanında insan tutum ve davranışlarının iyi ya da kötü yönünden değerlendirilmesi üzerine yapılan çalışmalar anlamına gelir.

Canlı bilimlerindeki hızlı gelişmeler, etik kararlar alınmasını gerektiren çok sayıda yeni ve alışılmadık durumların doğmasına neden olmuştur. Biyoetik, tıp etiğini de içerir, ancak biyoetiğin kapsamı tıbbi etiğin sınırlarını aşar. Biyoetiğin konu alanı daha kapsamlıdır. Biyoetikte, teknik, politika ve süreç alanlarının etik gelişimini net şekilde anlayabilmek için bilim adamları ve diğer uzmanlarla işbirliği yapma gereksinimiz bulunmaktadır. Biyoetik, açık bir şekilde disiplinler arası bir etkinliktir.

Biyoetik açısından sıkça tartışılan konular özetlenecek olursa;

  • Yenidoğan ile ilgili etik sorunlar ve biyolojik materyal olarak kullanılması
  • İnsan kök hücresi araştırmaları ve kullanımı hakkında etiksel yaklaşımlar
  • DNA verileri ve veri bankası oluşturulaması
  • İnsan ve hayvan deneklerin hakları
  • Hasta gizlilik hakları
  • DNA ve adli tıpta yeni yaklaşımlar

 

Genel başlıklarını sayabiliriz.

Tüm bu konular biyoetik kapsamındadır. Diğer yandan etik sorumluluklar, yalnızca etikçilerin, bilim insanlarının, hekimlerin, uzmanların, teknisyenlerin ya da canlı bilimleri alanında yer alan ilgili diğer kişilerle sınırlı değildir. Sorumluluk tüm toplum ve onun kurumları ile karar vericilerinindir. Kuşkusuz biyoetik konularına ilişkin sorumluluk direk konu ile ilgili sağlık personeli ile ilişkili olmakla birlikte kanunlarla da belirlenmiştir.

Biyoetiğin tarihsel gelişimine bakacak olursa hasta haklarını içeren söylevler incelendiğinde Plato ve Aristo’ya kadar konunun dayandığını görmekteyiz. Genel anlamda ise ilk biyoetik kavramı günümüzde Haziran 1964’de Helsinki de yapılan 18. Dünya Tıp Kurultayında gündeme gelmiş ve bu toplantıda dünyada Helsinki Bildirgesi olarak bilinen bu metinde hasta haklarına, insan denekler üzerindeki araştırma sınırlamalarına ve biyomedikal araştırmalarla ilgili uyulması gereken kurallara maddeler halinde yer verilmiştir.

Bu bildirgeye göre, insan denekler üzerindeki biyomedikal araştırmanın amacı, tanı koyucu, tedavi edici ve koruyucu yöntemleri daha iyileştirmek ya da bir hastalığın etiyolojisini ve patogenezini anlamakla sınırlandırılmıştır.

Günümüzde Avrupa Birliği ‘Bilim ve Yeni Teknolojilerde Etik’ The European Group on Ethics in Science and New Technologies to the European Comission; EGE adı altında bir komisyon kurmuş ve biyomedikal ve biyoteknolojik araştırma ve tedaviye yönelik çalışmalarda uyulması gereken biyoetik kuralları kapsayan bir bildirge hazırlanmış ve bugüne kadar çeşitli otoritelerce yayınlanan maddeleri de içeren bu bildirgenin içerdiği konular ana başlıkları ile aşağıdaki gibi özetlenmektedir:

 

  • Tedavide biyolojik materyal olarak kullanılabilecek kaynaklar ve prosedürler (fetüs vb.)
  • İnsan kök hücresi araştırmaları ve kullanımı hakkındaki prosedürler
  • DNA verileri ve veri bankası oluşturulması ile ilgili etiksel yaklaşımlar
  • Biyomedikal araştırma amaçlı insan ve hayvan deneklerin hakları
  • Hastanın kendi kaderini belirleme hakkı
  • Bilgilenme hakkı
  • Gizlilik hakkı
  • Onurun koruması hakkı olarak sıralanabilir.

Biyoetik kapsamında incelenen önemli konulardan bir tanesi kök hücre nakli ve embriyonun bu amaçla kullanılmasıdır.

Kök hücreler; sonsuz bölünme yeteneğine sahip, bu bölünme yeteneği yoluyla, kendisi gibi bölünme yeteneğine sahip başka hücrelere ya da daha özelleşmiş yavru hücrelere dönüşen hücrelerdir.

Kök hücrelerin en önemli özelliği ise son dönemlerde insan kök hücresi üzerinde yapılan araştırmalar sonucu kök hücrelerin farklı tiplerine (kas hücresi, kan hücresi, sinir hücresi vb.) dönüşebilme yeteneğidir. Bu özellik sadece biyomedikal alanda tedavi ile sınırlı kalmayıp, ayrıca kök hücrelerin araştırmalarda da kullanılması sonucu farklı alanlarda da faydalar sağlayacağı düşünülmektedir. Bu alanlar başlıca şu ana başlıklar altında toplanabilir:

 

  • Farklı sistemleri etkileyen hastalıkların hayvan modelleri üzerinde incelenmesi
  • Laboratuar şartlarında farklı hücre tiplerinin oluşturularak, çeşitli kimyasal maddelerin ve ilaçların etkilerinin incelenmesi
  • Kök hücrelerin, genetik tedavi alanında sağlıklı gen aktarımının taşıyıcı olarak kullanılması
  • Belirli hücre tiplerinin sağlıklı klonlarının oluşturulup, hasta dokuya aktarılarak tedavide kullanılması

İlaç biyoteknolojisindeki etiksel yaklaşımları inceleyecek olursak. Konuların

Biyoetik olarak güncel yaklaşımların genelde biyoteknolojik ilaçlar ve özellikle biyobenzer ilaçların geliştirilmesi esnasında Faz III denemelerinde farmasötik biyoteknoloji ilaçları için istenen prosedürler ve etiksel yaklaşımlar olduğunu görüyoruz. Bunu yanı sıra Avrupa birliğindeki yeni yönetmelikler ve Türkiye’deki ilgili yönetmelikler ve güncel durum DNA Verileri ve Türkiye Milli DNA Veri Bankası Kanun Tasarısı gibi konularında ön plana çıktığı görülmektedir.

Sonuç olarak biyoetik kavramı ve konuları hasta tedavisi süreçlerinde yanlış uygulamalar için önlem niteliğinde bir tedbir olup özellikle ilaç biyoteknoloji açısından araştırma ve üretimde canlı materyaller kullanıldığından bu uygulamalar ve hızlı gelişen biyoteknoloji prosedürlerinin sağlıklı yürüyebilmesi için aydınlatıcı niteliktedir.