44 yılın içinden…

0

44 yıllık eczane eczacılığı serüvenime bu ay noktayı koydum ve eczanemi yıllardır beraber çalıştığım meslektaşıma teslim ettim.Bir semt sakininin ‘’burası bir eczaneden fazlası’’ diye tanımladığı bu mekan  kolay değil 82 yıllık bir tarihi barındıran bir aile yuvasıydı ve bir eczane olarak devam ediyor olması da bizim için çok önemli.Acısı ile tatlısı ile derler. Masa ile kasa arasına sıkışmış bu mesleği yaparken geriye baktığımda, mesleki olarak içimde uhde kalan birçok nokta var ki bunları sizlerle paylaşmak isterim.

Mesleğe ilk başladığım dönemler eczanede büyümüş olmanın verdiği kolaylıkla da özellikle çokça majistral reçete yaptığımızdan mesleki açıdan oldukça mutlu bir dönem geçirdim.Ekonomik krizde ilacın bulunmadığı dönemlerde,daha çok  majistral reçete ile hastalarımıza hizmet verdik.

Sonrasında gelişen ilaç sanayimiz ve globalleşen ülkemizde laboratuarlarımızın gittikçe küçüldüğünü ve ilaç kutularının bizi sarmaladığına tanık olduk.İlacın metalaşması ile alım koşulları satış koşulları iskontolar vs ile bilmediğimiz bir mecraya yelken açtık.Bugün bu şartlar daha da zorlu ve egemen olduğundan eczacılık felsefesinin yara aldığı kesin.

Özellikle FIP sürecini takip etmeye başladığımdan itibaren mesleğimde bir çok problemle karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anladım.O platformlarda ele alınan birçok konunun ülkemizde daha hiç irdelenmediğine şahit oldum.Bunlardan çok önem verdiğim bazılarını burada konu etmek istiyorum.

Eczane eczacılığı sürecinde en büyük sıkıntıyı ilaç klinik raporları konusunda çekeriz aslında.Özgün klinik çalışma matbuatımız olmadığından firmaların tanıtımları ile yazılan ve satılan ilaç gerçeği ile kaşıkarşıya oluruz.

Ve de buna bağlı kampanyalar(!).İnanılmaz gelir bana hep.Sanki insanları hasta edin bunları daha çok satın der gibi geliyor bana.

Farmakolojik bilgilerin ve ilaç bilgilerinin yoğun güncellendiği bir programımız da Rx Mediafarma çıkana kadar olmadı.Gerek Almanyadan edindiğimiz Rote List gerek Fransadan edinebildiğimiz Dorvault  ile ilaçları takip etmeye çalıştık.

Halen de özgün klinik çalışmaların takip edildiği bir dergimiz maalesef yok.Bunu TEB akademiden beklemek hakkımız diye düşünüyorum.

İkinci  önemli sıkıntım sunduğumuz ilaçların sonrası konusunda hiçbir programın olmaması oldu.Eğer ilacın ülke insanındaki etkileri ve olası yan etkileri takip edilmiyorsa biz birer ilaç satıcı olmaktan öte bir görev ifa etmiyoruz demektir.Oysa farmakovijilans bizim mesleğin en önemli işi diye düşünüyorum.

Yıllardır kağıt üstünde okuduğumuz ve de hocalarımızın defalarca anlattığı farmasötik bakım yapan bir meslek oluşturamadık.

SGK serüveni ile de iyice ilaç tedarik merkezi haline getirilmiş birinci derece  sağlık sisteminde yer edinmeye çalışan bir meslek gurubu olduk.

Yoksa eczanelerimiz gerçekten bilimsel mesleğin öğretileri ile donanacak mekanlar olamayacak mı? Oysa hayalimde hep klinik eczanelerin olabileceği düşüncesini taşımışımdır.Avrupa da buna yakın gelişmiş eczaneler de görünce heyecanım arttı.Ama bizde bu anlamda şu anda hiçbir atılım görülmüyor.Bireysel olarak Ecz.A.Nezihi Pekcan gibi meslektaşlarımızın çalışmaları bizlere heyecan veriyor ama bunları mesleğin içine odaklamamız gerektiğini düşünüyorum.Halen majistral ilacı iyi bildiğin bir yerde yaptır şeklinde konuşmalar ve de sosyal medyada şu preparat  nasıl hazırlanır gibi yazılar yazan meslektaşlarımızı görmek çok üzücü oluyor.

Tabii  hayati bir zehir olan ilaçlar nereye atılıyor sorusu da  halen ülkemizde ciddi bir çevre sorunu olarak cevabını bulmayan soru olarak durmaktadır.

.

44 yılın içinden  görünüşü ile eczane eczacılığını irdelemeyi daha başka konularda da yapacağım

Çok kısa bir düşünce bulutuna girip çıktığımda irdelediğim bu konuların hala ele alınamadığını düşünüyorum